Eylül 26, 2012
Eeee Niye Bu Kadar Sinirleniyormuşum?
Neden olacak yahu? Evli adamların tek gecelik!! dahi olsa eşini aldatmasına ve çok normalmiş gibi bunu arkadaşlarına ballandıra ballandıra anlatmasına deli oluyorum. Ne yaptın yani? Başın göğe mi erdi boyun mu uzadı? Ne oldu??...
Yok efendim Tayland'a Bangkok'a gitmişmiş de, yok efendim masaj yaptırmışta, yok efendim Tayland jet sosyetesine girmiş alem yapmış da... Adam adammmm dikkat et de Tayland sosyetesi sana girmesin!!!!
Sırf bu yüzden mi Uzakdoğu'ya gitmek istiyorsunuz? Yuhhh diyorum yuhhh size... Yazık yazık...
Ayrıca haddim olmasada bu amcanın! pek muhterem karısı ne yapıyordu o sırada acaba? Çocuklarla mı ilgileniyordu, ev işimi yapıyordu, evde rahatsızdı da bakıcı mı vardı başında, yoksa beraberlerdi de o da ayrı bir jet sosyetesine mi girmişti!!!
Aklın yerine nerenizle düşündüğünüzde çok belli oldu böylece. Sizin başka işiniz yok mu Allasen? İşiniz gücünüz seks ve maç olunca adınızın çıkması çok normal değil mi?..Biraraya geldiğiniz de kim kimi becermiş!! kim kime gola atmış bundan başka konunuz yok mu?.. Sadece bel altınız mı çalışıyor? Sizin hiç mi kriterleriniz yok, hiç mi bazı artılar eksiler aramazsınız?
Eşiniz çocuğunuz bir şeyler istediğin de şimdi ''masraf zamanı değil'' diye erteleyen, yedi kat elalemin her işine koşturan ama ailesine gelince ''tamam bakarız, yaparız, ilgileniriz birara'' diyen, ammaaa velakin karı kız evet evet gayet açık ve net söylüyorum karı kız işi oldu mu yaşlarına başlarına bakmadan 20 yaşından yukarı olmasın diyen erkek milletine söylüyorum....Buarada kendileri ununu elemiş eleğini asmış 50 li yaşlarda olan sadece döşünün kılı değil, vücudunun bilumum yerlerinde ki kılları ağarmış olan, kendilerini halen genç ve ateşli sanan, kodum mu oturturum kıvamında zanneden ERKEK müsvettelerinden bahsediyorum.
İşte buna kızıyorum, sinirleniyorum, her şeyim, günüm gecem altüst oluyor. Yahu diyorum. Tek gecelik, çift gecelik ne olursa olsun aldatma aldatmadır. Her işinize geleni anlıyorsunuz da bunu mu anlayamıyorsunuz. Erkek yapınca elinin kiri, kadın yapınca o..... oluyor. Bu ne zihniyet, bu ne biçim anlayış. Çok klişe olacak ama, sizin eşinize yan gözle baktıkların da erkek! kesiliyorsunuz da eşiniz yanınız da olduğu halde gözünüzle yandaki hatunu yiyen siz ne oluyorsunuz?
Çok sinirlendim çokkkk... ''Beni konuşturmayın Allasen. Boşver edin gitsin'' diyemiyorum. Demeyeceğim... Diyene de çok kızacağım. Kendinize gelin. Siz erkeğe emanetsiniz. Emanete hıyanet olmaz, olamaz.
Neyse tamam tamam sakin ol Kuzguni sakin ol. Kendine gel.
Ohhh kurtlarımı döktüm :))
Eylül 24, 2012
Bunlardan İstiyorum
Ağustos 15, 2012
Ekim 14, 2009
Sevinçle Uyan

Duydum ki öylece bırakıp gitmişsin kendini
Vazgeçmişsin bütün ümitlerin güzelliğinden
Yeni bir şey aramanın ve bulmanın sevincinden
Artık bitti diyorsan unuttuğun birşeyler var
Hala mavi gökyüzü
Bak hala çok güzelsin
Ve sakin bir rüzgarda, dinleniyor dalgalar
Bu sabah sevinçle uyan
Gerin pencerende
Paslı bir tat gibi kalsın Yalnızlığın...
Yeniden başlamanın, keyfini duy içinde
Hayatın anlamını yanlış çözmüş gibisin
Herkes sevgi bekliyor
Yalnızca sen değilsin
Sevgini söylemekle başlar herşey
Birdenbire...
Bir çocuğun saçını okşayarak
Gülümse...
Küçük bir pırıltıyla yolunu o göstersin
Yeniden başlamak istersen
Bu bile sana yeter.
Grup Gündoğarken
Bir Yanım Taşsa Diğer Yanım Çatlar Mutlaka..
Ben susarsam taş çatlar.Bu siyanür, dağıtıp yok eder bronz uykuları.
Edip Bey parklara gitmez olur hırsından
Umudunu kirli beyaz sulara taşır;Böylece hayata alışır.
Odalarda bin yıllık gölgeler
Her gölgenin içinde kendini arayan gövdeler...
Ben bu taşı yıllardır saklıyorum avuçlarımda
Avuçlarımda mı?
Belki de göğüs kafesimde sımsıcak!
Upuzun bir çığlık gibi, bıraksam geceye
Bıraksam masaya, bıraksam kapı önlerine,
İnlemeye durur kızılca kıyamet her yan, bıraksam sokağa!
İşte benim bir yanım taşsa, diğer yanım çatlar mutlaka!
Edip Bey tam o sırada taşlara uzanır, kim olduğunu unutsa da
Şiirler mırıldanır parklara dâir, giderken kirli beyaz uykulara;
Böylece geceye alışır.
Masada her gece bir sürahi ve kanaviçe
Bahçedeyse saklambaç oynayan ateşböcekleri
Sessizce...
Ah Edip Bey, bahçeye in biraz da, parkları unut!
Eldivenlerini, şemsiyeni, gri renk paltonu
En eski yüzünle gel, bütün diğerlerini unut!
Bak bu trampet, çocukluğumuz için
Bu da kanaviçeli bulut!
Ben gidersem bu siyanür kudurur Edip Bey!
Cehenneme çevirir bütün rüyaları ve dağ başlarını,
Neyi alıp götürsek, hep bir şey kalır ardımızda;
Ardımızda senin bütün yüzlerin, ardımızda şehrin dumanı
Duman bana kalsın Edip Bey, parklar ve sincaplar da sana!
Adem TURAN
Yağmuru Tükenmiş Bir Mevsim De Geldim Sana...
Sen bilmezsin gözleri kapalı bir aşkın güzelliğini, teli kopmuş gibi bağıran bir keman gibi olan hıçkırıklarımı sen bilemezsin. “Hıçkırık hiç bağırır mı?” Sorusunu soracak kadar bilmezsin hem de… Sana bilmediklerini öğretmeye niyet etmiştim oysa. Bu mektup gibi başucunda beklemiştim beni açıp okuman için. Mektup gibi kokuyordum, her gün adını bile bilmediğim çiçekler sürüyordum koynuma. Suç benim, gözüyle birlikte kalbini kapatan birine teslim olmuştum…
Yağmurların dilini çözmüştüm dizlerinde…
Beni bir mihman farz et… Geldi ve gitti denilenlerden. Gelip geçen rüzgârlar gibi saçı savurup yerine çarpan bir hareket gibi. Hiçbir tozu hiçbir göze değdirmeyen rüzgârları anımsa adım geçince. Boşluğuma bir esme payı bırak, yorgun bir kalbin üzerine basıp geçtiğinden söz etme kimseye. Aşk yolunda kopardığım fırtınaları unut! Ayaklarımı yere süre süre dize geldiğimi de unut… Bu mektubu da yırt at bir yağmura…
Yağmurların da öğrenecekleri bitmez ömür boyunca…
Yağmur saçlı kızlardan bahsettiğini kesik bir tat ile anımsıyorum. Yağmura olan inancını ucu kırık bir hayal ile telkin ediyorum hala… Giderken öğütlenmiş ne varsa yakama taktığımdan şüphen olmasın. Sana bu mektubu Kafdağı hikâyelerine gizlenerek yazıyorum, beni bir Anka farz et… Yeni bir efsane doğurma kalemimden, bin bir yağmurlu, debdebeli cümleler geçmesin gönlümden. Yorgun bir yağmurun efsanesi olmaz ya… Olur, farz et…
Sana yağmuru uçurumda takılı kalmış bir ölümden dem vurmak istemezdim…
Ölüm bu ya…
* Bejan Matur- Onun Çölünde
Asude Zeynep Toprak
Gel Birlikte Mahvolalım
''Yokluğumu varlığa çevir, gel artık benimle mahvol...Bensiz isimsiz kalmaktansa, benimle isimsiz kal, daha iyi bak yüzünün yarısı diğer yarısına ağlıyor eksik ve yarım kalmasın artık hayatımızdaki hiçbir şey bari bunu tamamlayalım..~Gel birlikte mahvolalım ''
CEZMİ ERSÖZ/ ÖLÜ KELEBEKLER
Armutlu Gün Batımı
Haftasonumu devremülkte geçirmeyi planlamıştım ama sadece pazartesi gününü yiyebildim:) Hava harikaydı. Yazdan kalma dedikleri gibi...Gün batımına yetişip uzun ve huzurlu bir manzara seyrinde bir kaç kare fotoğraf çektim ve sizlerle paylaşmak istedim.
İşte oltaya pardon objektife takılanlar =)
İşte oltaya pardon objektife takılanlar =)
Nasıl muhteşem bir renk uyumudur bu Yarabbim!!
Eylül 24, 2009
Şu Dünya'daki En Güçlü İnsan Güçlüklerden Gelendir.
"Şu Dünya'daki En Güçlü İnsan Güçlüklerden Gelendir." demiş birileri.
Kim demiş bilmiyorum. İyi mi demiş? Evet iyi ve doğru demiş zannımca. Eğer zorluk, güçlük yada sıkıntı çekmediyseniz elimizde neyin kıymeti kalıyor ki. Kıymet bilmek, nankörlük etmemek için sanırım zorluğunu sıkıntısını yaşamamız gerekiyor.
Rabbim kıymet bilenlerden eylesin ....
YA!
YA..
Ya karanlık çöktüğünde, aldığım karardan dönmek geçerse içimden ve bir küçük kovuk bulup kendime sığınırsam, gün ağarana değin öylece pusmuş şekilde. Bir gün ışığında yürümek düşmez üzerime. Dedimse ‘yürüyeceğim’; kar demeden, yağmur-çamur demeden, sıcak-soğuk demeden, aydınlık-karanlık demeden ilerlemek hep, ilerlemek hep, ilerlemek hep hep hep. Ya bir hışırtı ile irkilirsem!
Ya böğürtlen yemekten bıkar, bir sıcak ekmeğin kokusunu özler, açlığım beni yolumdan döndürmeye çalışır da ve ben de dönmek için en ufak bir geri dönüş hareketi yaparsam. Söz verişim aklımdan çıkar, küsersem kendime, küsüp nefrete meyledersem, bakışlarım çakmak çakmak yanmaya başlarsa. Unutmak geride kalanları, dedimse unutacağım herdem yaşamaktan aynı geridekileri bir bir bir. Ya bir ses yüreğime korku salarsa!
Ya yokluklardan vah’lanmaya başlarsam da sözlerim sese dönüşür de her karşıma gelene kim olduğuna bakmadan anlatır anlatır anlatırsam. Biter amacı adımlarımın. Kırk vakte kadar ölüm kapında der bohçacı kadın, kırk vakte kadar haber kapına gelir, kırk vakte kadar açılır karanlığı göğün, kırk vakte kadar susuzluğunu gideren çıkar... der ve ben inanırsam safsatasına hayatın. Ya kaygı tutuşturursa düşüncelerimi!
Ya ben yoluma bir devam etmekten sıkılır, bir yoldaş ararsam yanıma, yoldaşım düşürürse kalemimi elimden, kalem yiterse, yiterse yazılanlar, kayıp giderse yazılmışlar kağıtların üzerinden, tutamazsam, tutamazsam, tutamazsam. Çarparsa yıldırım gökten, ağarırsa üzerime şavkı hilalin, direnirse yol düzlüğünde, adım adım adım dirençle tükenirsem. Ya kırılırsa harflerimin birlikteliği!
Ya bir han çıkarsa karşıma, girsem dersem, girmeye yeltenirsem düşünmeden, sorarlarsa kaç gece kalacağımı, kaç öğün sofra başına geçeceğimi, cevap verirsem bir de, o gün tamama erene değin söylediklerimden cayamazsam ve yanılgımı sözlerim çıktıktan sonra anlarsam. Boş odada kilitlenmişliğim yüzünden açık havanın serin buğusunu özlersem, atarsam kendimi pencereden uç uç uç, uçarsam kanatsız üstelik. Bir peri kanatlarımı verirse bana geri, öyle özgür, öyle özgür dolanırsam tepeden tepeden. Ya beş bahar daha ötmeye dayanamazsa ağca kuş!
Ya bir de deniz çıkarsa karşıma, elimdekileri, heybemdekileri kumlar üstüne yayıp atlarsam kulaç kulaç kulaç, dönüp bakmazsam geri, gide gide gide okyanusları geçersem, bıraktıklarımdan daha ne kadar uzaklaşabileceğime yorup kafamı ‘henüz değil’ diye diye dünyaları ters takla aşarsam, yine de tutunacak bir dal bulamazsam. Küser yanıma yanaşmazsa hayalimdeki dünya, küser ıslanmaktan hoşlanmazsa rüyalarımdaki şehir, küser susukunluğumdan bıkarsa masallarımdaki her şeyim... Ya bir çekilmeyle dibi boylarsam nefessiz!Ya asamazsam kaftanımı kurusun diye güneşe!
Naz FERNÎBA
Kaydol:
Yorumlar (Atom)







